Yazılara başlarken...





Geçmiş bir zamanın peşinde iz sürmek...
Hayatın birçok hatırayla geride kaldığını gördüğünüzde,geçmiş günlere  özlem  duymaktan olsa gerek,zamanı  geri getirmek isteriz.Oturduğumuz mahalleye ait eski bir fotoğrafa bakınca  sanki o yıllara gider o anı yaşarız.Artık aramızda olmayan, vefat etmiş komşumuzun eski evi vardır resimde...Resimde evin önünde görünen adam ve çocuk; fotoğrafçıya şaşkın bakışlarla poz vermiştir...Evler yıkılmış olsa da torunlar büyüklerinden dinledikleri anıları, yıllar sonra kendi torunlarına anlatacaklardır...Tavan arasında saklanan plakları,eski radyoları, kartpostalları,şiir kitaplarını tozlarından silkeleyip eski anıları tekrar hatırlayacaklar...

Eski bir eşyaya sahip olmak geçmiş bir zamanı ,gençliği geri getirmektir kimine göre...Eski bir semaverden aile büyükleri ile içilen çaylar sohbetlerin anımsanması veya eski bir giysinin çok şey anlatması gibi...Yıllar ötesinde yazılmış bir  şiirle başka çağların coşkusu anlaşılabilir mesala;Nedim'in bir şiirinde Çerağan şenliklerine III.Ahmed'in İstanbul'unda bir bahar gününe kavuşursunuz...Bazen izlediğiniz bir tiyatro oyununda konuşulan dil hiç yabancı gelmez size; sanki yıllar önce, yazarın günün duygusal,sosyal,siyasal zemininde oluşturduğu bir oyun metni, sizi o yıllarda yaşayan bir karaktare dönüştürür bir iki saatliğine de olsa...


Keşke Cumhuriyet dönemi kültür tarihimizi anlatan kitaplar çok sayıda olsaydı. İlgiyle yeni basımı yapılan hatırat,biyografi başta olmak üzere arşivime katıp okuduğum tüm kaynakları zaman içinde harmanlayıp bu sayfalara taşımak arzusundayım,ömrüm yettiğince elbette...Bizden sonraki nesillere bu kültürel mirası aktarabilmemiz gerekli.Günümüzün tüketim çağında kitap okuma alışkanlığının kaybedilmesi nedeniyle, internet olanaklarını kullanıp daha çok kişiyle paylaşarak bu kültürel mirası aktarabiliriz.Bu sayfalar sanat yazılarının bir bütün halinde toplandığı,herkesin elindeki konuyla ilgili belgeleri paylaşıp katkıda bulunabileceği bir ortam olarak düşünülebilir.
Yazılar oluşturulurken,biyografi kitapları,ansiklopediler,radyo dergileri, web olanakları,kişisel müzik arşiv kayıtları gibi olanaklar kullanılıyor.İlgili makalelere sol yandaki başlıklardan ulaşılabilir...

Şimdi gözlerimizde; büyüklerimizin evlerinde toplanıp dinledikleri radyo konserleri ve gramofonda işittikleri hoş bir melodinin geldiği zamanlardan bir hayal perdesi beliriyor...Şarkıdaki İstanbul'u,zarif insanları,zalim sevgiliyi, aşıklarını peşinde koşturan bir süslü hanımefendinin izini süreceğiz beste hikayelerinde.Güftelere hayat veren bestecilerden bahsedeceğiz.Zamanlarının birer popstarı  olan sanatkarlar ile röportaj yapacağız,evlerine konuk olacağız...Bir tiyatro sahnesinde oyun sonrası kulise girip sanatçılarımızla söyleşeceğiz.Siyah beyaz bir yeşilçam film artisti yada yönetmeniyle konuşacağız.Tarih ve arşivler konuşacak biz izi kaybolmasın diye buraya not düşeceğiz...Sahafların tozlu raflarından indirdiğimiz radyo dergilerinin ve plak kataloglarının üstünde birikmiş olan zerreleri silkeleyelim ve hayal dünyasına pencere açalım istermisiniz?


Blog yazarı:Emir Ertaş
Facebook  :https://www.facebook.com/emir.ertas.5  (Emir Ertaş -Kültür tarihimiz üzerine)
Gsm    : 0538 5564037



           

Bir Yüzleşme senfonisi


Şöyle bir bakmalısın pencereden,
Hatırlanmaya değer ne varsa geçmeli gözlerinin önünden,
Bir perdelik oyun misali, seyretmelisin yalnızca...
Çok uzakta kendi hayalini görmelisin;
Sana çok uzaklarda,
Geçmişte yaptığın hataların daha da ötesinde bulmalısın kendini.
Birden bir şeyler olmalı; şimdi tarifini yapamadığın,
Karanlığa boğulup gitmek istemelisin,
Matemli bir gecenin ortasında öylece kalakalmalısın...
O melankolik odanda mumlar yakmalısın
Işıkları güllerle beraber masanın üstünü süslemeli,
Ardından peşindeki hayalinin karşısına geçip oturmalı,
Baş başa kalmalısın…
Birden aklının ucuna bir yere takılmalı,orada hapsolmalısın
Prangaya vurulmuş mahkum gibi çaresizce
Uykusuz kalmalısın sabahlara dek.
Her nefesinde onun ismini söylemek istemeli dilin,
Ama ucuna kadar gelmeli ,orada takılıp kalmalı,
Bir türlü diyememelisin,
Hayalinde canlanır gibi olmalı yüzü,
Ama ...birde bakmış ki, unutuvermiş olmalısın...

Şöyle bir bakmalısın pencereden
Sokaklarda gezinmeli ruhun sanki,sonra...
Bir titreme gelmeli gece yarısı içine bir korku ,bir ürperti
Bir musibet gibi çökmeli ansızın üstüne,
Başın öne eğilmeli,gözlerin dolmalı ağlamaklı,
Burnunun ucu kızarmalı ,yanakların pembeleşmeli,
Bir koskoca ummanda boğulacak gibi olmalısın,
Nefesin yettiğince bağırmak ,haykırmak istemelisin,
Herkes duymalı seni;
Bir ses çığlık çığlığa yankılanmalı sokaktan...
Belki uzaklardan bir bozacının çıngırağı duyulmalı,
Varoşlardaki çocukların bağrışmaları gelmeli kulağına,
Birde bakmış ;karanlığın ötesinden çıkagelmiş ümitlerimiz,
Kaldırım taşındaki gölgelerinden korkup kaçmalılar yine,
Gıcırdayan bir kapı sesi duymalısın sonra,
Kapı aralanmalı,ne görmeli :
Kapı ardında saklanan meğer yine sen oluvermişsin…
Ya da kuru bir yaprağın kaderini paylaşmalısın
Rüzgarın karşısında oradan oraya çaresizce savrulan
En sonunda kum gölüne karışmalısın ,kirletilmiş duyguların gibi...

Sonra çıkmaz sokağın bitiminde bir ışık belirmeli;
Bir rüya bir hülya...
Belki de sadece hayallerin aksetmişti gözlerinin perdesine,
Bu bir oyundu belki de yapmacık roller oynanan,
Sahte aktörler falan, oysa senin hep gerçek sandığın...
Hani düşlerimiz vardı,buluşup sahilde dolaşacaktık,
Kıyıda bekleyen kayıklardan birine binecektik,
Kıyıdan yüzecektik hep, bir yelkenli görecektik uzakta,
Birden bir dalga çıkacaktı denizde,
Fırtına her şeyi alıp götürecekti alabora olmuş kalplerimizden…

Şöyle bir bakmalısın pencereden,
Gönül gözün kapanmaya başlayacak sonrasında,
Bittiğini anlayacaksın düşlerinin,
Göz kapaklarının perdesinde kapanacak rüyalar,
Bir seraba dönüşecek...
Oysa istemiştim ki ben :
Seni unutmaya yemin ettiğim gün gibi olmalıydı her şey,
Sana ait ne varsa eğer,silinip gitmeliydi kalbimden…
                                                        emir ertaş       25.04.2004          

Radyolu günlerin bir yıldızı daha "Nevin Demirdöven"

Nevin Hanım, Arınık ailesinin en büyük çocuğu olarak 1926 yılında İzmir Bayındır’da dünyaya gelir.Bayındır’lı tütün tüccarı baba Ahmet  Bey ve eşi Hacer hanımın Nevin’den sonra  bir erkek,bir de kız olmak üzere iki çocukları daha olacaktır. Küçük  Nevin evlerinde akşam güneş batarken sedirin üzerine çıkıp hep ettiği bir dua vardır “Güneş nasıl evine kavuşuyorsa Allah’ım beni istikbalime kavuştur” şeklinde…Boyu cama yetemiyen küçücük mücadeleci bir Nevin…Başarılı günlere kavuşmak isteyen, yolunun açılması in dua eden minicik bir yürek…Nevin Arınık,bir gün olacak ,tüm ülkenin tanıdığı bir ses sanatçısı olacaktır.Evin küçük kızı Nermin’de daha sonra ablası gibi radyoda sesini duyurmaya başladığı sıralarda genç bir subayla evlenip radyoyu bırakacak ve sanat hayatından uzaklaşacaktı.Evin oğlu Nejat ise hem Siyasal Bilgiler Fakültesi hem de Hukuk Fakültesini bitirecek,Avukat olarak yaşamını sürdürecekti.

Nevin Demirdöven okul günlerini şöyle anlatıyor:
Ben ilkokulu bitirinceye kadar Bayındır’daydık.Okulda beni sık sık müsamereye çıkarırlardı.Ben de şarkı söyler,manzume okurdum.En çok sevdiğim de ‘İzmir yollarında’ydı.Babamın vefatı sonrası ilkokulum bitince ailece İzmir’e taşındık.Burada beni hemen İkiçeşmelik Kız Ortaokuluna kaydettirdiler.Hiç kimsenin aklına sesim gelmiyordu,hatta benim bile.Sonra ortaokulu bitirdim ve İzmir Kız Lisesi'nde bir sene okuduktan sonra çıktım ve memuriyet hayatına atıldım.
Merkez postanesinde memur olarak işe başladım.İki sene çalıştığım postanede çok samimi arkadaşlar edinmiştim.Onlara ara sıra bildiğim şarkıları söylerdim. Bu arada  Hisar Camii imamı bestekar Rakım Elkutlu’dan 3-4 ay boyunca ders almıştım.Çalışma arkadaşlarım sesimi çok beğenirlerdi.Lise birinci sınıftaydım,arkadaşlarımın teşvikiyle 1944 yılında İzmir’de açılan radyo imtihanına girdim.Radyo imtihanına girene kadar yalnızca üç şarkı biliyordum. ‘Ay öperken,Ne yaptım kendimi nasıl aldattım,Derdimi ummana döktüm’şarkılarını…
Musiki derslerine yorulmak bilmeden büyük bir azimle çalışır.Rakım Hocanın bu istidatlı talebesi,kısa bir zamanda yetişerek radyo imtihanlarına hazırlanmıştır.1944 senesinde İzmir Radyosunun açtığı ses müsabakasına katılan ve 248 katılımcı arasında pek iyi derece ile mükafatlandırılan Demirdöven,bu çetin imtihanı kazanıp radyoya girmiş tek adaydır.
Ailem benim radyoya girmeme taraftar değildi.Fakat ben onları dinlemeyip,postaneden derhal istifa edip Ankara’ya geldim.Tarihi de bugün gibi hatırımdadır,14 Kasım 1944…Radyoda kıymetli hocalarımdan Nuri Halil Poyraz,Refik Fersan,Ruşen Kam,Cevdet Kozanoğlu,Veli Kanık,Mesut Cemil gibi sanatkarlardan  dersler alıyordum.Bu dersler 6 ay kadar sürdü...1947'nin yılbaşı gecesi de mikrofon karşısına ilk defa çıkmıştım.İlk okuduğum şarkı hüzzam ‘Hicran yine hicran mı bu aşkın sonu’ydu.O anda çok heyacanlıydım,adeta dizlerim tutulmuştu.Ertesi gün bir hayli mektup ve telgraf almıştım.Altı ay sonra,haftada bir defa olmak üzere ayda toplam dört şarkı söylemeye başlamıştım.Sonraları değişti…
İnançlarına bağlı mütevazi bir hayat yaşayan sanatçı içki ve sigaradan da asla hoşlanmıyordu.İlk zamanları sahnelerde gözükmeyip sadece radyoda dinleyicilere seslenmesi onun halk tarafından merak edilmesine ve sevilmesine sebep olmuştu. Gayet mazbut gösterişsiz bir hayat sürdüren sanatçı sadece musiki ve ailesiyle meşgul oluyordu.Taranması ve kolay bakımı nedeniyle saçını daima kısa kestirir,mütevazi giyinirdi.Moda ile ilgisi pek bulunmamaktaydı.Fazla parayı da insanları değiştirme gücünden dolayı sevmez,kimseye muhtaç olmayacak kadar kazanmayı isterdi.
Evlendiği zamana kadar Nevin Arınık olarak halka şarkılarını okuyan sanatçı Topçu Yüzbaşı olan eşi Hasan Demirdöven ile evlendikten sonra Nevin Demirdöven olarak neşriyatlara çıkmaya başlamıştı.Hasan bey de alaturkaya meraklıydı.Çok güzel keman çalan Yüzbaşı eşi ile beraber, Nevin Demirdöven evde beraber eserlere çalışırlardı.Daha sonra doğacak kızlarına Müzeyyen ismini verdiler.Çocuğu ve ailesiyle ilgilenen bir sanatçı olarak Nevin Demirdöven’in günleri,ev ve radyo arasında geçer gider. Sanatçı;eşi Hasan Demirdöven ile tanışmasını şöyle anlatıyor:
Evlenmezden önce o kadar çok mektuplar alırdım ki,postacılar mektup tomarı taşımaktan adeta usanırlardı.Kimi takdir ettiğini söyler,kimi ilanı aşkda bulunur,kimi evlenelim der,kimi malını mülkünü sayar döker…Son zamanlarda bu mektup yığınlarına bir pembe zarf dahil olmuştu.Haftada bir defa,muntazaman beni bulan bu pembe zarflara ben de öylesine alışmıştım ki,biraz arası uzasa meraklanır,heyacanlanır,uykusuz geçirdiğim geceler olurdu.Ciddi cümleler,vakur kelimeler,bir asker ağzından veya kaleminden çıktığı besbelli tahakküm edici ifadeler.Yavaş yavaş bunların cazibesine kapıldım.Daha doğrusu erkeğine boyun eğen her dişi gibi tevekkül göstermeye başladım.Neticede bu gelen mektuplara ben de cevap veriyordum…
1946 yılını 1947 senesine bağlayan gece Hadımköydeki kıtasında nöbetçi bulunan Hasan Bey yalnız başına kaldığı gece Nevin hanıma mektup yazmakla meşguldür.Kısık sesle dinlediği radyoda da Nevin hanımın anons edilmesiyle radyonun sesini açar. Radyoda Nevin hanım sanki Hasan Beye hitaben şarkısını okuyordur: “Artık yeter bu hasret.. Gel,koş yanıma”… Birkaç gün sonra da Hasan Beyin tayini Ankara’ya çıkar ve Nevin hanıma kavuşur.Radyo dergileri mülakatlarında eşiyle tanıştığı günlerden şöyle bahsetmiştir:
İnanırmısınız biz birbirimizi görmeden,tanımadan anlaştık.Eşim İstanbuldaymış.Bana çok mektup yazdı,sesimi beğendiğinden bahsetti.Mektupları o kadar güzeldi ki...Bir gün tanışmak için sözleştiğimizde beni görmeye Ankara'ya gelmişti.Ancak ben yetişemeyince gardan ayrılarak,annanemle yaşadığım eve geldi... Böylelikle aşkımız başladı...
Nihayet 1947 de buraya tayin oldu.Geldiği sene nişanlandık.25 Haziran 1948 tarihinde de evlendik.Çok hassas biridir,musikiyle meşgul olur.Kocam okuyuşlarımla çok alakadardır.Radyoda iyi okuduğum gün muhakkak bana çikolata alır ve evde radyonun üzerine koyar.İyi okuyamadığım zamanlar da yüzüme açıkça söyler.Onunla her gece bir saat muhakkak çalışırız.Hele eski bestekarlara bayılır.Tabi bende aynı şekilde…Sabahları yedi buçukta kalkar eşimin kahvaltısını hazırlarım.O işe gittikten sonra 15 dakika çalışırım,saat 9 da derse,radyoya giderim.11 de eve döner ve yemeklerimi hazırlarım. Öğleden sonra komşuları dolaşırım.Akşam yemeği pek erken yeriz,kocam saat 6 da eve gelir ve gelir gelmez sofraya otururuz.
Radyoda bir çok sınavdan başarıyla geçerek birinci sınıf kadroya geçen Nevin Demirdöven’in kendine has olan sesi çok beğeniliyordu.Sabite Tur nasıl keman sesli sanatkar vasfına erişmişse Nevin Demirdöven’de Ney sesli kadın olarak tasvir edilmeye başlanmıştı.Neşeli iken insanı coşturan, hüzünlü anlarda ise ağlatan bu ses Ankara Radyosu’nda haklı bir şöhret getirmişti.Bazen radyo başında ağlayanlar sadece dinleyenler değil sanatçının kendisi de oluyordu.Bir neşriyatı sırasında duygularına hakim olamayıp ağlayan sanatçının yarıda bıraktığı şarkıyı Afife Ediboğlu okumaya devam etmişti.Bu hadiseyi sanatçı şöyle anlatıyor:
Herhalde 1950 yılında olacak…Mikrofon başında milyonlarca insanın sesimi dinlediği bir andı...Hatırımda kalmadı,ama zannederim,çok sevdiğim şarkılardan birini okuyordum.Öyle içten, öyle duyarak okuyordum ki,nasıl oldu bilmiyorum,bir an… Arkamdaki saz grubu,stüdyodaki eşyalar,önümdeki mikrofon, herşey ve herşey nazarlarımda birdenbire ıslandılar ve eben etrafımı ben etrafımı ıslak görmeye başladım.Akabinde de sürekli bir hıçkırık kasırgasına tutuldum.Kriz gelmiş,kendimden geçmiştim.Düşünün bu hadise milyonlarca insana hitabedilen bir mikrofon başında vukua geliyor.O an kırdığım potun azametini herhalde tasavvur edersiniz.Bereket versin,yanıbaşımda Afife Ediboğlu vardı da benim yarım bıraktığım şarkıyı o tamamladı.Tabii bu hal,dinleyicileri de meraka düşürmüş olacak ki,aldığım yüzlerce mektupta olayın mahiyeti ve teferrüatını aydınlatmamı istiyorlardı.
En fazla hoşuma giden makam Acem Kürdi’dir.Sevdiğim bestelere gelince Zekai Dede’nin “Bin cefa görsem ey sanem senden”,Selahattin Pınar’ın “Kalbim yine üzgün,seni andım da derinden” ve Sadi Hoşses’in “Sabret gönül bir gün olur bu hasret biter” adlı şarkıları okumaktan en fazla zevk aldığım eserlerdir. Radyo dergilerinde yayınlanan ropörtajlarında kendinden şöyle bahsediyor:
Başkasına şaka yapmayı çok severim ama,kendime şaka yapılmasına çabuk sinirlenirim.Dikişi ve örgüyü severim.Spor giyinir,çok yüksek topuklu giymem.Bebe biçimi ayakkabılardan hoşlanırım.Valeybol oynamayı sinemaya gitmekten hoşlanırım…
1954 yılında tek kızı Müzeyyen Demirdöven doğdu.Kızından Duygu ve Begüm adında iki torunu olacaktı.
Yurdun hemen her şehrinde konserler veren sanatçı radyo ile sesinini ulaştıramadığı yerlere de giderek halk ile kucaklaşır.60’lı yıllardan sonrada gazino sahnelerine çıkan Nevin Demirdöven Ankara'da Dörtyol aile çay bahçesi,Göl Gazinosu,Güneypark,Beyaz Saray ve Necdet Yazar'ın sahibi oldu Astoria gibi yerlerde; İstanbul'da Çakıl Gazinosunda ve sıkça da İzmir Fuarında sahnelere çıkıyordu.
Nevin Demirdöven'in assolist olduğu yıllarda Emel Sayın’da Nevin hanımın altında ikinci solist olarak sahneye çıkıyordu.Daha sonraki yıllarda Emel Sayın sesi,görünümü ve sahneyi doldurması gibi haklı sebeplerle assolist olarak sahneye çıkmaya başlayacaktı.Nevin Demirdöven  bu arada gelen plak tekliflerine olumlu bakar ve plaklar doldurur.
Daha sonraki yıllarda sahnelerden çekilir ve sadece radyodaki vazifesini sürdürür.1990 senesinde Ankara Radyosu'ndan,İstanbul Radyosu'na tayinini isteyerek kızının ve torunlarının yakınında olmak istedi.Ancak senelerini verdiği ve ömrünü adadığı kurumda, 1996 yılının Eylül ayında yaş haddinden emekli edildiğini öğrenir.İstanbul Radyosu ses sanatçıları Nevin Demirdöven, Gönül Söyler, Perihan Kövenç, Zekiye Öğülür, Nadir Hilkat Çulha, Nusret Ersöz, Bülent Oral, Ekrem Şen ve saz santaçıları Hafız Kani Karaca (kudüm), Hüsnü Anıl (kanun), Nihat Doğu (kemençe),Selahattin Erköse ve Rıdvan Ay tan (ud); Ankara Radyosundan Cengiz Dişçioğlu (ud), İsmail Oytun (klamet) ve Hüseyin İleri (ritm); İzmir Radyosu'ndan Ahmet Güneş (ney) ve Turan Yalçın (şef) TRT kurumu tarafından kendilerine jübile yapılıp gönülleri alınarak uğurlanabileceği yerde çok şık olmayan bir şekilde emekli edilmişlerdir.Üstelik kurum tarafından bu durum kendilerine önceden tebliğ edilmemiştir…
Nevin Demirdöven bu tarihten sonra ailesiyle mütevazi bir hayat sürdürür. Eşi Hasan Bey 17 Temmuz 2006 yılında vefat ettikten sonra Nevin Demirdöven; kızı ve torunlarının varlığıyla İstanbul Suadiye'deki evinde yaşamını sürdürür.Vefatından önce TRT kurumu tarafından eski kayıtlarından seçilmiş eserlerden oluşan bir albüm hazırlanır ve yayınlanır.Albümün kartonet bilgisini kızı Müzeyyen Hanım yazar.Müzeyyen Demirdöven'den bu günlere dair çok özel bilgiler öğreniyoruz:
“Biz annemle sadece çocukluğunu zor günlerini radyoya girişini babamla romantik aşk hikayesini konuştuk hep…Sanki hep hayatta benimle olacakmış gibi çok kronolojik hiç birşey konuşamadık. Hatta TRT’nin çıkartmış olduğu albümü bile ben yazdım özgeçmişini,çok detaylı değil… Ama mutlu oldu onunla bile.Şarkılarını güzel söylemek en önemli şeydi onun için.Hatta TRT’nin çıkarttığı albümü bile imzalatamadım…O bir vedalaşmak olacak diye ne o imzalamak istedi ne de ben imzalatmak … Benim için gerçekten büyük bir kayıp annemin yokluğu. Annem çok mütevazı, işini çok seven,ailesine düşkün çok farklı bir insandı.Hayatta hiç röportaj yapmayı sevmezdi.Yalvarırdım ama istemezdi…Kendi kabuğunda eşiyle benimle torunlarıyla mutlu bir insandı...Ortalarda olmayı hiç istemedi.Çok uzun seneler  TRT için hizmet vermiş,neredeyse çocuk yaşta radyoya büyük bir başarıyla girmiş bir sanatçısı için TRT birşey yapmadı.Ne vefasızlık! .Sadece TRT Nağme aradı vefatında röpörtaj yaptı benimle canlı yayında.Bantlarını çaldı.O da birşey ama kaç kişi dinler? Cumhurbaşkanlığı köşkünde kaç kişi annem gibi konser verdi acaba bugüne kadar... Medyatik bir insan değildi.Özel hayatınla değil her zaman sanatınla gündemde oldu.

NTV’de Mehmet Barlas ve Oğuz Haksever bir program yapıyordu “Makam Farkı”.Bir arkadaşım telefonunu verdi bana ara da bir özel program yapsınlar diye. Aradım rica ettim bu benim boynumun borcu bu özel insana bir saat ayırın diye yetkililerden. Hiçbirşey yapmadılar. Acaba medyatik olmak mı lazım bir anılmayı haketmek için bilemiyorum... Annemin vefatında birileri bir facebook sayfası hazırladı ne kadar mutlu olduğumu anlatamam size.Amasya’da bir yüksek okulda öğretim görevlisi,Türk sanat müziğine gönül vermiş çok muhterem bir hoca, benden doküman istedi sayfayı canlı tutabilmek için ama ben inanın çok yaralı bir dönem geçirirdiğim için birşey gönderemedim.Hala annemin evini boşaltamadım hala herşey yerli yerinde.Vedalaşamadım…Ev notalarla dolu…Herşeyi ile evi duruyor.Gittiğini kabullenemedim bir türlü…
       Müzeyyen Demirdöven,Torunu Duygu ve Begüm...Cici torunu Bozok ile birlikte...
Annemin genel olarak sağlığı yerindeydi,aklı hafızası gayet yerindeydi.Doktora gitmeyi hiç sevmezdi.Son senelerde yüksek tansiyon dolayısıyla sıkıntılar vardı ama ilaç tedavisiyle iyi gidiyordu.Ufak tefek zayıf biri olmasına rağmen oldukça güçlüydü.Yoğun bir mide kanaması atlattı ileri yaşına rağmen…2014 yazında tekrar yüksek tansiyonla başgösteren kalp sıkıntısı başladı.31ağustos günü Çeşmede rahatsızlandı,acil hastahaneye gittik. İzmir 9 Eylül Hastanesin’de iki gün kaldık, kalp kapakçığı değiştirilmesi gerekliymiş,İstanbulda da Siyami Ersek hastanesinde kaldık bir süre…Kalp kapakçığı ameliyatına karar verildi ama son anda doktoru risk olabilir diye vazgeçti.Hastanede sıkıntılı günler geçti...Çıktık bir süre sonra toparlandı.Çok güçlü hayata bağlı bir insandi, çok positif, herşeyden mutlu olmasını bilen bir insandı. Hastaneden çıktıktan sonrada yalnız yaşadı, yemeğini kendi yaptı..Hiç yardımcı istemedi.Sabah çayı, gazetesi ona güne mutlu başlamasına yeterdi.Gülecek kahkaha atacak mutlaka bişeyler bulurdu...Bizi de güldürürdü, hepimizin güç kaynağıydı.
Hele evdeki makaralı teybi ona öğrettikten sonra radyo bantlarını dinleyerek geçiriyordu evde vaktini...Kah hüzünlenir gözleri yaşlanır kah ne güzel okumuşum diye kendiyle gurur duyardı.Bana ve torunlarına çok düşkündü ama en çok benimle beraberdi.Hergün uğrar görürdüm..Bana yemekler hazırlar birlikte yerdik.Son zamanlara kadar böyle sürdü.Bana hep dua ederdi ne iyi bir evlat doğurmuşum diye.Ben de seve seve koştum anacığıma.. Nurlar içinde uyusun.Çantasında minik notlar buldum bana yazılmış ama kendi kendine paylaşmış.Çok duygusal notlar;ya bana teşekkür yada varlığımdan nasıl mutlu olduğunu anlatan duygu dolu zarif notlar.Çok özel bir insandı;bunu sadece ben değil bütün arkadaşlarım da söyler... Sağlık durumu artık bir düzene girmişti, hiçbir zaman yatalak olmadı.Düştü bacağını incitti hep direndi.Zor da olsa canı yansa da  yürüdü..İnatçı mücadeleci bir kişiliği vardı aynı zamanda hayata bağlıydı…19 Şubat  öksürük göğüs hırıltısıyla başladı, doktor çağırdım eve ortalık kar buz…Doktor çok önemli bir durum olmadığını söyledi antibiotik verdi, gece nefes alma problemi iyice arttı sabaha karşı kaybettik onu maalesef.Ertesi günü 21 Şubat günü de defnettik.Kendisi babamla birlikte Üsküdar Bülbülderesi aile kabristanında,yanyana…el ele…sonsuza dek…"
Nevin Demirdöven 20 Şubat 2015 günü İstanbul’da vefat ettiğinde artık radyolu günler çağı kapanmış,sayılı musiki zevki sahibi dinleyiciler dışında ismini hatırlayan kalmamıştı.Diğer sanatkarlar unutulduğu gibi…
Sanatçının kızı Müzeyyen Hanım'ın unutamadığı annesine ithafen yazdığı mektuptaki satırları paylaşmamıza izin verdiği ve çok önemli bilgileri bize aktardığı için kendisine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Anneciğim,
Bizleri brakıp gideli neredeyse bir yıl oldu..21 Şubat 2015...Sensiz bir yıl... Ama inan her an yanımızda kalbimizdesin..Hergün seni anacak hatırlayacak kahkahalarla gülecek, hüzünle gözlerimizi dolduracak  ne çok an  oluyor hayatımızda..Hep  içimizdesin,yanımızdasın torunlarınla ve benimle...Bu arada senin sanatını takdir eden sesini çok seven insanlar var..Seni hiç unutmamışlar, bir hayranın gittiğin gün tesadüfen aradı seni sormak için..Soyadı gibi vefalı, sanatsever bir genç..Seni toprağa verdiğimiz gün tanıştık onunla telefonda..Ne çok üzüldü seninle tanışamadan gittiğin için..Bir başka değerli hoca senin için özel bir sayfa hazırlamış, benim katkılarımı istedi ama hiçbirşey yapamadım ne yazıkki,çok üzülüyorum hala..Duyarsız olmadım ama anılardan kaçtım..zor geldi..çok zor..gittiğini kabullenemedim bir türlü..Bir hayranın da kabristana kadar geldi seni uğurlamaya..Senin adına çok mutlu oldum gurur duydum..Sen de çok mutlu olurdun zaman zaman hayranlarınla karşılaştığın zaman, seni yolda görüp tanıdıkları zaman, sesine ne kadar hayran olduklarını söyledikleri zaman..Dün yine senin çok eski bir dinleyicinle tanıştım..Senelerce İtalya’da yaşamış artık dönmüş buralara..Bunca senedir unutmamış seni..ellerimi sıkarken gözlerinden süzülen yaşlarla sesine ne kadar hayran olduğunu anlattı bana..sen her takdire layıksın annecim.sen hiçbir zaman medyatik olmadın, çok mutevazı yaşadın..Hala değerini bilen,sesini seven,sanatını takdir eden özel insanlar var..çok mutlu oldum..seninle anılarımızı, nasıl güzel bir anne, nasıl sevecen bir eş, nasıl mükemmel bir anane olduğunu yazabilmek için günlerdir güç bulmaya çalışıyorum.
Her duygumu,özlemimi yazmaya çalışırken hep kendimi susmuş olarak buluyorum..kelimeler yeter mi anneciğim seni anlatmaya..”ayrılık” dan bahsedersek çocukluk anılarım geliyor aklıma..taa o zamanlardan başlayan..öncelikle de radyoya giderken peşinden ağlaya ağlaya yolun yarısına kadar koştuğumu beni avutup gittiğini hatırlıyorum.Senden ayrılmak birkaç saat de olsa zor gelirdi bana.Dönüşte beni topuklu ayakkabılarını giymiş çantanı koluma takmış sokakta oynar vaziyette bulurdun..hiç kızmazdın..Ankara dışına giderdin çalışmaya,turneler..en zoru yine seni uğurlamaktı...Babamla otobüsünün arkasından el sallamalarım ve ağlamalırım..napalım işinin bir parçası..ne mücadeleci bir insandın..yılmadan çalıştın..bir keresinde telefon kulübesinde seninle konuşup çocuk aklımla orada olduğunu sanıp olmadığını fark edince yaşadığım yıkımı anlatamam..hep anlayışlı bir anneydin..harika bir anane oldun çocuklarıma.Çocukluklarımada,üniversite hayatlarında hep baktın onlara bir anne gibi...Hayatımıza güç kattın hep.Her zaman mutlu olup şükredecek bir bahanen vardı anneciğim.Herşeyin kıymetini bildin,yoktan var ettin,bir lokma ekmek atmadın.Tuvaletlerini işlerdin..bayılırdın yaratmaya..inci boncuklarla uğraşmaya,takılar yapmaya..Bir zamanlar radyo çıkışı biçki dikiş kursu, seramik kursu..evde türlü türlü üretimler; reçeller,kestane şekerleri,tarhanalar, hatta bir doğum günümde bir pasta şefinden pasta yapmayı öğrenip kocaman bir pasta yapmıştın.Evde ne çok ekipman vardı.Sofralarımız misafirlerle dolar taşardı..ne becerikli bir insandın anacığım..ne enerjik..o küçücük bedeninde ne büyük bir dev varmış..ne güç varmış hepimize bol bol aktardığın...
 Küçücükken gün batımında istikbaline kavuşmak için ettiğin duaları anlatırdın bana hep ..boyun yetmediği için evdeki koltuğun üzerine çıkıp güneşin gidişini camdan seyrederken.. Allah dualarını kabul etmiş..her gün batımında hep seni anarım, huzurlar ışıklar içinde uyuyorsun biliyorum..nineciğinle kalkıp gelmişsin Ankaraya, senelerce başarıyla yüzünün akıyla çalışacağın yerde bulmuşsun istikbalini sonra da çok sevdiğin babacığımla hayatını birleştirmişsin..ne çok severdiniz birbirinizi..ne kadar düşkündünüz birbirinize..babam askerlik mesleğini bırakmış senin için. Hep anlatırdın nasıl tanıştığınızı, babamın seni görmeden sesine hayran olup, mektuplar yazıp aşk ile Ankaraya geldiğini, seninle tanışıp nasıl evlendiğinizi..nasıl özel bir hikaye..mesleğinde ne kadar  başarılı olacağını bildiği için radyodan ayrılmanı hiç istememiş.. Türkiyenin muhtelif şehirlerinde yapması gereken hizmetler yüzünden işinin aksayacağını düşünerek..hiçbirzaman şikayet etmedi,hep yanında sana destek oldu..sen üzülmeyesin yorulmayasın diye didinip dururdu..biz hep güzel bir aile olduk..eğer bir sıfat gerekirse “mazbut bir aile” çok uygun bizi tanımlamaya..düşündükçe bir şeyler geliyor aklıma..bazan anlattıkların..ben doğduktan sonra 40 günlükken alıp beni turneye çıkmışsın babamla..40 günlük çocukla otobüsle şehir şehir nasıl dolaşılır? Ama anne senin gibi becerikli biri olursa olur..gece konser kaç saat, ertesi gün yol yine..Öyle güzel baktım ki sana fıstık gibi olmuştun diye anlatırdın..yine bebek olabilsem keşke,yine yanımda olabilsen keşke anneciğim..çok özlüyorum seni..bir de Cumhurbaşkanlığı köşkünde verdiğin konserleri anlatırdın gururla.Zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın sesini nasıl sevdiğini, nasıl takdir ettiğini…Sık sık konser vermeye köşke gittiğini…Bazen İstanbul dışında çalışmaların olurdu, mesela İzmir Fuarı…Okul tatilse beni de yanına alırdın ananemle birlikte..ne kadar mutlu olurdum seninle birlikte olduğum için.Tatil diye konserlerine gelirdim bir masada ananemle oturur seni izlerdim gururla.Şarkı söylerken gelip yanığımı okşardın, ne utanırdım..çocukluk işte..ama için için de çok mutlu olurdum..otel odalarında yemek hazırlardın bana dışarıdaki yemekleri sevmiyorum diye..bana yettiğin gibi çocuklarıma da koştun..
Ben İstanbula taşındım koştun geldin Ankara Radyosunu bırakıp İstanbul Radyosuna…Yuvanı bırakıp geldin bizim için..hep fedekar bir anne, bir anane oldun anacığım.Torunların Duygu ve Begüm senin de çocukların oldu, üniversite hayatlarında Ankara’da yanlarında oldun..ben çalışıyorken gözüm arkada kalmadı hiç.Babacığımla koşturdunuz hep..senelik izinlerinde çocuklarımı alıp gittin tatillere dinlenmek yerine onlarla vakit geçirmeyi tercih ettin..minnettarım çok size.. seni anlatmaya sayfalar yetmez.Çocuklarımla seni andığımızda göz yaşlarımızla kahkahalarımız hep karışır..hayata hep güzel baktın, gülecek kahkaha atacak hep bir şeyler buldun..en ufak şeylerden mutlu oldun..evin,sabah çayın,en önemlisi de gazeten, bayılırdın sabah keyfine.. bizler mutluysak sen bizden çok mutlu oldun..derdin ya bana hep “senin mutlu bir günün benim en mutlu günüm” mesleğinden başka hırsın olmadı..yiyeceğimiz bir lokma ekmek değil mi derdin..mutevazı oldun hep..kanaatkar..birgün geldi babamı yitirdik..58 sene el ele dolaştığın çok sevdiğin hayat arkadaşını kaybettin..14.07.2006..ne kadar zor olduğunu o kadar biliyorum ki..aşkla sevgiyle el ele hep birlikte kaç sene aynı yastığa baş koyduğun Haso’cuğunu..hasta zamanlarında nasıl koştuğunu nasıl üzüldüğünü..günlerce hastanede başında sabırla beklediğini..ne yardım istedin ne şikayet ettin..babamı kaybettikten sonra da dimdik durdun, birgün bile hayatı kahretmedin, küsmedin..bizleri ayakta tuttun güç kaynağım..hayat ışığım..senden çok şey öğrendim ama senin gibi hayatın gerçeklerini hazmedemedim henüz anneciğim.., 
Birgün bile ben tek başıma nasıl yaşarım demedin,bize hiç yük olmadın aksine yükümüzü hafiflettin canım annem..her işini kendin yaptın son zamanlarına kadar..öyle severdin..öyle isterdin..bana sevdiğim yemekleri yaptın..geldiğimde sana mutlu oldun gelemediğim de de..sen bak keyfine derdin..geldiğimde soframız hazır..sohbete muhabbete hazır.. son zamanlarda yaptığım en güzel şey evdeki makaralı teybi tamir ettirip senin radyo yada yaptığın programlardan çekilmiş bantları dinleyebilmemizdi..teybi çaliştırmayı nasıl da öğreniverdin hemen..birlikte dinleyip göz pınarlarımız yaşlı eski günlere gidiyorduk..ben hala hiçbir şarkını dinleyemiyorum..bantlarını elime bile alamıyorum..turk sanat müziği dinleyemiyorum..çok dokunuyor..çünkü artık gittiğini, sesinin yadigar kaldığını biliyorum..bu da beni öyle biryerlere götürüyor ki..artık sizlerin olmadığı bir dünyada kaldığımı,özlemi, hasreti hissettiriyor..artık birdaha bu hayatta yanımda olamıyacağınızı..işte diyorum ya kelimeler yetersiz duyguları anlatmaya..hele seni anneciğim.. kendini dinleyip gururla ne kadar güzel okumuşum diye mutlu oluyordun..göz pınarların yaşlı, duyguyla,eşlik ederdin şarkılarına.. “bir bahar akşamı rastladım size” senin için özel şarkılardan biriydi..bana hep ne kadar severek okuduğunu çalıştığını anlatırdın..hatta bir radyo programında öyle bir okumuşsun ki saz arkadaşların atmış sazları yere bitince program, bu nasıl bir performans diye anlatırdın coşkuyla,gururla..keşke radyo arkadaşlarını tanıyabilseydim..onlardan da dinleyebilseydim seni.. bana seni biraz daha anlatsalar keşke.. sesimi duysalar..apar topar emekli ediverdiler seni..hiç beklemediğin bir anda..bu kadar severek bu kadar disiplinli çalıştığın yuvandan..bunca senelik emektarına vefatında da hiç özel bir anma programı yapmadılar..ne yazık..bana hep birgün bile işe geç kalmadığını anlatırdın gururla..aslında keşke değerlerin, bir daha yetişemeyecek bu kadar birikimin kıymeti biraz daha bilinebilseydi..bu bir derya..öğreteceğin ne çok şey vardı.müzik bilgisi, meslek aşkı, iş disiplini..daha yumuşak bir geçiş yapılabilirdi..kırmadan..incitmeden..bir kenara atılıvermek ne kadar üzdü seni anneciğim..bunca sene canla başla çalıştığın yuvandan..ama yine hayatı, olanları olgunlukla karşılamayı bildin..güçlü oldun hep olduğun gibi..güzel güzel yaptım mesleğimi, sevildim, severek yaptım işimi dedin..ama bugün çalış deseler koşa koşa giderim de dedin hep o enerjinle...
Hiç doktor sevmezdin..aslında o minicik halinle güzel götürdün hayatı..hiçbir rahatsızlığı önemsemedin, ufak tefek şeyler derdin taa ki bundan birkaç sene önce başlayan tansiyon problemine kadar..ama onu da toparladın,mide kanamanı da atlattın o direncinle, o hayata bağlılığınla ..torunun nikah şahidi oldun, düğününde eğlendin dansettin damadınla..ne mutluluk bizim için ne büyük bir armağan..hatta torunununçocuğunu da görmek nasip oldu sana..kucağına aldın sevdin..tatlı Bozok’un “cici annesi” oldun..bu yaz başlayan yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği seni çok yordu,ama ne güç ne kuvvet vardı o küçücük bedeninde..yine de güldürdün hep acildeki doktorları..bir süre her akşam acilde bulduk kendimizi..ben geldim yine diye gülerek, o halde bile acildeki doktorların sevgilisi oluverdin..çok çabaladın anneciğim bizleri bırakıp gitmemek için..çok teşekkür ediyorum sana..sen de bana  hep teşekkür ettin, senin gibi evladım olduğu için çok mutluyum,şanslıyım derdin..bu duygularını minik minik notlarla da yazıp koymuşsun çantana..tesadüfen elime geçti yazdığın o duygusal,o güzel cümleler..senin için  her şey değer, helal olsun sana anneciğim..ama ne yazık ki o güzel kalbin o güzel yüreğin senin enerjine yaşam azmine daha fazla dayanamadı, yoruldu..seni de çok yormadı üzmedi..hergece ettiğin dualar kabul gördü..istediğin gibi oldu..son ana kadar ayakların yere bastı, son güne kadar kendine özen gösterdin, makyajını yaptın,saçlarını sardın.. Nevin Hanım gibi gittin..Haso’cuğuna kavuştun..nurlar içinde huzurla uyu benim güzel annem…


78 devir plaklarındaki şarkılar
Bu dere yonca/ Alim Türküsü,Sen göğsüme taktığım,Kına mı yaktın eline,Ne çok çektim hasretini,Bahçeye indim ki,Ayrılık yarı ölmekmiş,Bir dert gibi,Sormadın halimi

Albüm LP
Türküola Almanya 380
A
Cana Rakibi/ Havada Bulut Yok /Ayağına Giymiş/ Atladım Bahçeye Girdim / Bilal Oğlan /Allı Yemeni
B
Şahane Gözler/ Dağlar Dağlar /Alişimimin Kaşları /Köşküm Var Deryaya Karşı / Estergon Kalesi / Vardar Ovası /Ben Sevdim Seveli


Trt Arşiv Serisi / Nevin Demirdöven'den Seçmeler
Ulus Müzik 162
1.Bu Gülzarın Yine Bir Nev-Baharı
2.Kar Etmedi Zalim Sana Bu Ah Ü Eninim
3.Çaldırıp Çalgıyı Rakkaseleri Oynatalım
4.A Benim Mor Çiçeğim
5.Kanun Taksimi
6.Ben Sana Gönül Vereli Bak Ne Hal Oldum
7.Keman Taksimi
8.Feryad İle Yad Eylerken Ben Seni Her Bar
9.Ağlamakla İnlemekle Ömrüm Gelip Geçiyor
10.Sana Ey Canımın Canı Efendim
11.Karşıyaka'da İzmir'in Gülü
12.Ud Taksimi
13.Gülen Gözlerinin Manası Derin
14.İki Karpuz Bir Koltuğa Sığarmı
15.Çayır İnce Biçemedim
16.Bahçeye İndim Ki Gülleri Derem
17.Söyleyin Güneşe Bugün Doğmasın
18.Yalnız Bırakıp Gitme Bu Akşam Yine Erken
19.Küçük Yaşta Aldım Sazı Elime
20.Elmalı Kantosu


KAYNAKÇA
*Kızı Müzeyyen Demirdöven ile yapılan görüşmeler
*Radyo Haftası,Radyo Dünyası dergileri taramaları
*Teoman Yazgan,Önce Radyo vardı,Bir Halk Üniversitesi Ankara Radyosu ve diğerleri
*Milliyet gazete arşivi
*Cemal Ünlü-Git zaman gel zaman-Taş plak katoloğu CD
*http://www.diskotek.info/Artist/Details/Nevin%20Demird%C3%B6ven%20%20Diskografisi
***Fotoğraflar Radyo dergilerinden alıntı yapılarak ve Müzeyyen Demirdöven'in özel arşivinden izin alınarak yayınlanmıştır.